Sinema'da 1994 Rüzgarı

Sene, 1994.

Doksanların başından itibaren yönetmenler birer birer başarılı yapımları beyaz perdeye aktarıyordu. Sinema’da farklı bakış açıları çeşitlilik kazanıyor, sinemacılar zincirleri kırmayı hedefliyorlardı. 

Perdeyi “The Crow” filmi açtı. 10 Mayıs 1994 tarihinde California’da prömiyerini yapan The Crow, aynı adlı çizgi-romanın senaryolaştırmasından oluşmaktaydı. Bir intikam öyküsünü barındıran bu filmin bir ayrı özelliği ise Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin filmin başrolünde bulunmasıydı. Brandon Lee’nin setteyken yanlışlıkla doldurulan bir silah nedeniyle hayatını kaybetmesi ise sinema tarihinin en büyük trajedilerinden birisidir…

The Crow filminden sonra, bayrağı usta yönetmen Krzyzstof Kieslowski devraldı. Çok ses getiren Üç Renk Mavi’den bir yıl sonra filminin prömiyerini 16 Mayıs 1994’te Cannes film festivalinde yapan Üç Renk Kırmızı, Avrupa sinemasına farklılık katan Kieslowski'nin üç rengini bağlayan filmdi. Filmi içinde barındıran üç renk serisi, renklerini Fransa bayrağından almaktadır. Fransız devriminden gelen kavramları metaforlarla dolu bir anlatım ile izleyicilere aktaran yönetmen, bağımsız filmciliğin önemli bir örneğidir. Ayrıca Yapım, 67. Oscar töreninde “En İyi Yabancı Dilde Film” ödülüne layık görüldü. 

Haziran’da sinema tarihinin belki de en önemli animasyonlarından birisi olan Aslan Kral vizyona girdi! Hem çocukları, hem de büyükleri oldukça etkiledi. Animasyon filmleri içinde adeta bir devrim niteliği taşıyan film, yıllar geçse de unutulamayacak şaheseri sinema dünyasına bıraktı. William Shakespeare'nin Hamlet oyunundan ilham alınarak yapılan Aslan Kral, konusunun ve anlatımının yanında müzik, seslendirme, görsel efekt gibi konularda da mükemmel iş çıkartarak, “En İyi Film Müziği” ve “En İyi Özgün Şarkı” dallarında Oscar’ın sahibi oldu. 

Ve sıra ödül canavarında! 23 Haziran 1994’te Los Angeles’te galasını yapan Forrest Gump, 1994 yılına adeta damga vurdu. Robert Zemeckis’in yönettiği, başrolünde Tom Hanks’in bulunduğu film, aynı adlı kitaptan esinlenilerek oluşturuldu. İçerisinde savaş karşıtı birçok eleştiri de barındıran yapım, Hanks'in mükemmel oyunculuğunun da etkisiyle En İyi Film ve En İyi Aktör dahil olmak üzere 6 ödül ile Oscar sürecini tamamladı ve adını efsaneler listesine yazdırdı. 

Avrupa’ya dönüldüğünde, Postman filmi 1994’e önemli bir İtalyan filmi olarak damga vurdu. Michael Radford’un yönettiği film, 5 dalda Oscar adaylığına layık görülürken, En İyi Orijinal Şarkı dalında da bu ödülün sahibi oldu. Şair Pablo Neruda ile bir postacının yollarının kesişmesini anlatan film, güçlü bir bağımsız film olarak ekrana geldi. 

Natural Born Killers’da 1994 senesinin önemli yapımlarından birisiydi. Oliver Stone’ın yönettiği, hikayesi Quentin Tarantino’ya dayanan yapım, suç kategorisinde önemli bir yer elde etti. Film Woody Harrelson, Juliette Lewis, Robert Downey Jr., Tom Sizemore gibi birçok başarılı ismi kadrosunda barındırmaktaydı.

Bir önceki filmin hikayesine katkıda bulunan Tarantino, sonrasında direkt kendisinin yazıp yönettiği Pulp Fiction filmiyle 1994 senesine adını altın harflerle yazdırdı. Tarantino bu filmde Uma Thurman, John Travolta, Bruce Wills ve Samuel L. Jackson ile sinema dünyasının en önemli işlerinden birisine imza attı. Tarantino şiddetinin neredeyse her sahnede görülebildiği Pulp Fiction filmi, kendisinden sonraki yönetmenleri de oldukça etkiledi. Mükemmel bir soundtrack'i de içerisinde barındıran yapım, birbirinden güzel şarkıları da birçok sinemasevere kazandırdı.  Parçalı bir anlatım ve yenilikçi temalarla çekilen film, Cannes film festivalinde Altın Palmiye ödülünü kazandı. Bunun dışında En İyi Özgün Senaryo Oscar’ı ile birlikte BAFTA, MTV gibi birçok organizasyondan da ödülle döndü. 

Not: Filmdeki çantanın içerisinde ne olduğu hala sırrını korumakta. 

Şimdi gözleri Fransa’ya çeviriyoruz. Evet, Luc Besson tarafından yönetilen Leon The Professional filmi de 1994 senesinin parlayan yıldızlarındandı! Jean Reno ve minik Natalie Portman’ın uyumuyla birlikte mükemmel bir suç ve sevgi öyküsünü ekrana aktarıyor. Konusuyla ve bakış açısıyla bambaşka bir anlatıma sahip olan Leon filmi, Türkçe çevirisi olan "sevginin gücü" isminin hakkını şüphesiz ki veriyor.  Pek fazla ödül ve adaylığa sahip olamasa da, filmin milyonların zihnine kazındığını söylemek, yanlış olmaz. 

Ve final! 
Stephen King, Frank Darabont, Morgan Freeman, Tim Robbins iş birliği ile Esaretin Bedeli! Birçok sinema platformundaki oylamalar sonucunda birincilikle ödüllendirilen, umut ve yaşama sevinci kavramlarını mükemmel bir şekilde ekrana aktaran film, tıpkı Leon filmi gibi ödüller ile derecelendirilememiştir fakat bunların aksine birçok sinemasever için gönüllerin şampiyonu olmuştur!





   Yazan:
   Alimcan Uslu
   StevedaCinema Supervisor

   alimcan@stevedacinema.com

   https://www.twitter.com/m6rcys
   https://www.instagram.com/alimcanuslu

Yorum Yap
Yorum yapmak için, lütfen Giriş yapınız
Giriş Yap
Yorumlar
Henüz Kimse yorum yapmamış.

Giriş Yap